İpoteğin Kaldırılması Davası Nedir?

İpotek, mevcut veya doğması muhtemel olan bir alacak ödenmediği takdirde hak sahibine rehin konusu taşınmazı sattırarak bedelinden alacağını elde etme yetkisi veren bir tür taşınmaz rehnidir. Bazı durumların varlığı halinde ipotek hükümsüz olacaktır veya ipoteği doğuran sebep son bulduğunda ipoteğin kaldırılması mümkün olabilecektir.

1- İpoteğin Kaldırılma Nedenleri:

a- Yolsuz Tescil: TMK. m.1024/II uyarınca hukukî sebebi bulunmayan, geçersiz bir hukukî sebebe dayanan veya usulüne göre yapılmayan her türlü tescil yolsuzdur. İpotek hakkının yolsuz tescil edildiğinin ispatı da ipoteğin kaldırılması için yeterlidir.

b- İpotek Sözleşmesinin Geçersiz Olması: İpotek sözleşmesinin geçerliliği, resmî şekilde yapılmış olmasına bağlıdır. Aksi takdirde, ipotek sözleşmesi kesin hükümsüzdür. Şekle aykırı bir sözleşmeye istinaden yapılan tescil de ipotek hakkının kazanılmasını sağlamaz. Taşınmaz maliki mahkemeden tapu sicilinin düzeltilmesini talep edebilir.

Bunun yanı sıra ipotek sözleşmesinin taraflarının TBK’da belirtilen irade sakatlığı hallerinden birine maruz kalmış olması, ayırt etme gücüne sahip olmaması durumlarında da ipotek sözleşmesi iptal edilebileceğinden ipoteğin de kaldırılabilmesi mümkün olabilecektir.

c- Güvence Altına Alınan Alacağın Sona Ermesi: Alacağın sona ermesi halinde ipotek hakkı da kendiliğinden ortadan kalkmaktadır. Borcun ifası yani ödenmesi veya benzer şekilde alacağın son bulduğu bir durumda ipotek tapu kütüğünden terkin edilinceye kadar sadece şeklî nitelik arz eder. Bununla birlikte sicildeki şerhin kaldırılması için ipotek hakkı sahibinin terkin talep etmesi veya terkinden kaçınma durumunda taşınmaz malikinin ipoteğin kaldırılması davasını açması gerekmektedir.

 2- Davanın Tarafları:

1-a) Davacı: İpoteğin fekkini talep etme hakkı olan kişi kural olarak rehinli taşınmazın maliki/malikleridir. Paylı mülkiyet halinde her bir malikin dava hakkı olmasına karşın el birliği mülkiyet halinde tüm maliklerin dava açması gerekmektedir.

Bununla birlikte borçlu ile rehinli taşınmaz malikinin farklı kişiler olması durumunda borçlunun da dava hakkı olduğu Yargıtayca kabul edilmektedir.

1-b) Davalı: İpoteğin kaldırılması davasında davalı, tapuda ipotek hakkı sahibi görünen kişi, yani rehinli alacaklıdır.

3- Hak Düşürücü Süre veya Zamanaşımı: İpoteğin fekki davası bakımından herhangi bir hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi de bulunmamaktadır.

4- Yetkili ve Görevli Mahkeme: HMK. m.12/I uyarınca ipoteğin kaldırılması davası, taşınmazın aynına ilişkin olduğu için, yetkili mahkeme taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Kesin yetki kuralı söz konusu olduğundan taraflarca değiştirilmesi söz konusu olmamaktadır ve mahkeme tarafından re’sen dikkate alınmalıdır.

İpoteğin kaldırılması davasındaki görevli mahkeme taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğine göre değişiklik gösterecektir. Bu sebeple asliye hukuk mahkemesi, aile mahkemesi, tüketici mahkemesi veya asliye ticaret mahkemesinin görev alanına girmesi söz konusu olabilecektir.

Bilişim Suçları Davaları Ne Kadar sürer?

Bilişim alanında işlenen suçlar ceza hukukunun konusudur. Yargılama işlemleri ceza mahkemeleri tarafından yapılır. Ceza davaları soruşturma ve kovuşturma evresinden oluşur. Bilişim davalarında bu yargılama evreleri mahkemenin iş yoğunluğuna göre ortalama sekiz veya dokuz ay sürer.

Bilişim davaları ceza mahkemelerinde yargılama işlemleri çoğunlukla tutuksuz olarak devam eder. Bu yargılama aşamalarında bilişim suçlarından yargılanan sanığın başka suçtan tutuklanmasını gerektiren bir hal yoksa tutuksuz yargılama yapılır.

Tutuklu yargılamalar tutuksuz yargılamalardan tutuklu yargılanan sanığın hürriyet hakkından dolayı daha hızlı yapılır. Ceza mahkemelerinde tutuklu yargılamanın işlemleri çok daha hızlı olur. Bu sebeple bilişim davalarında çoğunlukla tutuksuz sanık/lar olduğu için yargılama işlemleri bir yılda tamamlanabilir.

Mirastan Men Etme(Mirastan Çıkarma) Şartları

Miras bırakan kimi durumlarda saklı paylı mirasçısının miras paylaşımından pay almaması için onu mirastan çıkarmak isteyebilir. Sadece miras bırakana ait olan mirastan men etme yetkisi iki farklı şekilde kullanılabilir. Mirasçılıktan çıkarma yetkisi ölüme bağlı tasarruflar olarak da adlandırılan; miras sözleşmesi veya vasiyetname de belirtilerek kullanılabilmektedir.

Miras bırakanın bu yetkisini hangi şartlar altında kullanabileceği ise Türk Medeni Kanun’un 510. Maddesi ile düzenlenmiştir. İlgili maddeye göre;

  • Mirasçının, miras bırakana veya miras bırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemesi,

  • Mirasçının, miras bırakana veya miras bırakanın ailesi üyelerine karşı aile hukuku ile doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemesidir.

Bu iki durumdan birinin gerçekleşmesi halinde miras bırakan mirastan men etme yetkisini kullanabilecektir. Bu yetki ile mirasçılıktan çıkarılan kimse, mirastan pay alamayacağı gibi; tenkis davası da açamayacaktır.

Mirastan çıkarma sebeplerine örnek vermek gerekirse; mirasçının miras bırakanı öldürmeye teşebbüs etmesi ilk şart için geçerli bir sebeptir. Mirasçının miras bırakana karşı yerine getirmesi gereken bakım ve gözetim yükümlülüğünü önemli derecede ihlal etmesi ve haysiyetsiz bir yaşam biçimi sürmesi ikinci şart için geçerli bir sebeptir. İkinci şartta unutulmaması gereken husus ihmalin önemli bir ölçüde olmasıdır.

Mirastan Men Etme İşlemi Yapılan Mirasçının Miras Payı Ne Olur

Miras bırakan tarafından mirasçılıktan çıkarılan eski mirasçının payı ne olacaktır? Miras bırakanın bu yönde bir tasarrufta bulunmasından sonra akla ilk gelen sorulardan biri de bu olmaktadır. Kanun koyucu bu takdirde ne olacağını Türk Medeni Kanun’un 511. Maddesinin 2. Fıkrasında düzenlemiştir. İlgili kanun maddesine göre;

  • Miras bırakan başka türlü tasarrufta bulunmuş olmadıkça, mirasçılıktan çıkarılan kimsenin miras payı, o kimse miras bırakandan önce ölmüş gibi, mirasçılıktan çıkarılanın varsa alt soyuna, yoksa miras bırakanın yasal mirasçılarına kalır.

Kanun açıkça miras bırakanın mirastan men etme yetkisini kullandığında bu pay üzerinde istediği gibi tasarruf edebilme yetkisi tanıdığı gibi bu hakkı kullanmadığında eski mirasçıdan kalacak olan miras payını onun alt soyuna ait olacağını düzenlemiştir. Kanun ayrıca miras bırakanın alt soyu yoksa bu durumda miras bırakanın yasal mirasçıları bu payı almaya hak kazanacağını belirtmiştir. Burada üzerinde durulması gereken nokta alt soyu olan mirastan çıkarılan varsa ve miras bırakan miras payının tamamında tasarrufta bulunmuşsa mirastan çıkarılanın alt soyu saklı payına tekabül eden miras miktarını miras bırakandan isteyebilecektir.

Ceza Davasında Kimler Şikayetçi Olabilmektedir?

Müşteki olabilecek kişiler, suçtan zarar gören veya suçun mağduru olarak işlenen suçu adli makamlara bildiren kişilerdir. Yukarıda da bahsetmiş olduğumuz gibi müşteki katılan sıfatıyla davaya katılabilmektedir. Şikayet hakkı yalnızca zarar gören veya mağdura tanınmaktadır. Şikayet hakkı sahibinin muhakkak gerçek kişi olması gerekmemektedir. Tüzel kişiliğin mağdur veya zarar gören sıfatını taşıması halinde tüzel kişi adına yetkili organları da bu hakkı kullanabilmektedir. Bununla birlikte gerçek kişilerde şikayet hakkı yalnızca bizzat kullanılabilecek bir haktır. Şikayet hakkının devredilmesi mümkün değildir. Bu durumun tek istisnası ölüm durumudur. Şikayet hakkı sahibinin vefatı durumunda şikayet hakkını bizzat kullanması halinde davaya katılan sıfatıyla mirasçıları devam edebilmektedir.

Şikayet için belirlenen bir süre bulunmaktadır. Bu süre hukuk güvenliğini tesis etmek amacıyla öngörülmektedir ve hak düşürücüdür. Buna göre şikayete tabi suçlarda mağdurun fiili veya faili öğrenmesinden itibaren 6 aylık süre içerisinde şikayet hakkı bulunmaktadır. Mağdurun her zaman faili ve fiili aynı anda öğrenmesi mümkün olmamaktadır. Bu gibi durumlarda hangisini daha geç öğrenmişse şikayet süresi o zamandan itibaren başlayacaktır. Şikayet hakkını kullanan müştekinin şikayetten vazgeçmesi mümkündür. Ancak şikayetten vazgeçmeden vazgeçme mümkün değildir.

Ceza Davasında Zaman Aşımı Nedir?

Zaman aşımı süreleri, Türk Ceza Kanunu m.66 ve m.68 göz önünde bulundurularak açıklanmaktadır. Madde 66’ya göre suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir süre geçtiği halde dava açılmamış veya sonuçlandırılmamışsa devlet cezalandırma hakkından vazgeçmektedir. Madde 68’e göre ise mahkumiyet hükmü kesinleştikten sonra belli bir süre geçmesiyle hükmün infaz edilmesinden vazgeçilmektedir. Yani cezaya hükmedilmiştir ancak infaz edilmemektedir.

Ceza Davalarında Zaman Aşımı Süresi Ne Kadar?

Ceza davalarında olağan dava zaman aşımı süreleri verilecek cezaya göre hesaplanmaktadır. Buna göre ceza davası sonucunda verilecek cezalara göre zaman aşımı süreleri şu şekildedir:

  • Ağırlaştırılmış müebbet cezası verilecek suçlarda: 30 yıl

  • Müebbet hapis cezası verilecek suçlarda: 25 yıl

  • En az 20 yıl hapis cezası verilecek suçlarda: 20 yıl

  • 5 yıldan fazla 20 yıldan az hapis cezası verilecek suçlarda : 15 yıl

  • 5 yıldan az hapis cezası verilecek suçlarda: 8 yıl

İskenderoğlu Hukuk Bürosu, Tüm Hakları Saklıdır.

Arayüz Satış